M.Ö. III. binlerde insanoğlu, günlük yaşantısındaki faaliyetlerini toprak veya bakır halinde resmedip bunu bize ulaştırmak için yine toprağın sinesine terk etmiş. Allah’ın yüz çevirdiği mahlûk, Cennet’ten kovulduktan biraz sonra, Bağ-ı İrem’in (Eden) biraz ötesindeki sahraya, Tel – Agrab’a (Fırat suyu civarında) bırakmış bunları: Oyunun kaidesi olarak başlarındaki yüksek testileri düşürmeden güreşen delikanlılar, yuvarlak ev ve nihayet tarihin en eski arabası, yan yana dizilmiş dört yaban eşeğinin koşulduğu kağnı (Resim 7) ile Mohenjo – Daro’daki öküzle çekilen kağnının (Resim 25)[1] her ikisi de bugünkünün tamamen aynı gibi duruyor.
Anadolu’nun hemen civarı ve buraların tarihte yine ilk, ama göç yolları üzerinde bulunan bir mahallinde en eski prototipine rastladığımız tekerleğin doğuşuna yardım eden hal ve şartları tarif etmek henüz kabil olmamıştır. Çok kez ileri sürülen varsayıma göre o, başlarda bir ağaç kütüğü veya sütun gövdesinden ibaret merdanelerden türemiş olup bu düşünce tarzı akla aykırı düşmemektedir. bu arada bunun başlangıçta, bir ibadet aracı olan güneş veya dolunay kursundan çıkmış olması ihtimali de varittir. Her hâlükârda mesele esas itibarıyla sadece tekerin değil, asıl dingilin nasıl icat edildiğinin bulunmasında yatıyor. Gerçekten merdane – tekerlekten (tengirşek) teorik olarak elverişli olmakla birlikte tatbikatta ağır ve kısa mesafeli taşımalar için kullanılmışlardı. Düzeltici bir eksene sahip olmadığından her an duraklama ve yön ayarlamasını gerektirir. Bu itibarla dingilin keşfinin önemi belirgin oluyor. Gerçekten, tekerleğin doğuşu tarihini bildiren herhangi bir belit bugüne kadar ele geçmemiş olmakla birlikte bunun hayli eski dönemlere dayandığı yine Tel–Gavra’da, M.Ö. 3000-2500’ler seviyesinde, Ur kralları mezarında 2950’ye ait araba buluntularıyla sabit olmuş. Paleolithik devirlerden itibaren insanoğlu herhangi bir yük taşınacağı zaman bunu ağaç dalları üzerine koyup kızak gibi çekmiş. Sonra bir ağaç kütüğünü, ne kadar iri olursa olsun, yuvarlamak suretiyle yürütmenin kolaylığını fark etmiş. Tekerin merdaneden türediğine dair varsayımlar, Sümer diyarında, yukarıdaki tarihlere ait kızak ve arabaların bir arada bulunmuş olmasıyla kuvvet kazanıyor[2].
İki tekerlekli arabalar uzunlamasına dengesiz olup ancak okun boyunduruğa dayandırılmasıyla bu denge teessüs eder. Bu itibarla koşum hayvanı, çekme (cer) ağırlık merkezini ortaya getirmek için ya okun iki tarafında bulunur veya “sedye” tipi koşumla hayvan yine ortada ve denge de bu türlü sağlanmış olur.
Tarihin eski devirleri ilk şekle Hindistan’dan İspanya ve Tunus’a kadar olan Avrupa – Asya – Afrika’nın geniş bölgelerinde tanıklık etmiştir. Öbürü ise daha Kuzey’de, daimî veya uzun süreli kalan karlı ülkelerde görülür (Resim 26 ve 26). Birincisi, erkenden rençperliği benimsemiş toplumlara has karasabanın hâkimiyetine, ikincisi ise gezginciliğin ifadesine tekabül etmiştir.
Beş bin yıllık tekerlek, alçak olan kızağa nazaran yükü hayli yukarda tutar. Yükleme zorluklarının yanı sıra aracın ağırlık merkezinin yukarı kayması, özellikle meyil doğrultusuna dikey yönde çok arızalı zeminde, ciddî sakıncalar doğuruyor. Bu gibi sebepler, meselâ Pireneler İspanya’sında, Atlantik’te Fas açığında Portekiz’e ait Madera adasında (Resim 27) ve Anadolu’nun Güney-Doğu’sunda tekerlek, tam egemenliğini tanıtamamıştı. İklim, arazi engebesi, siyaset, tarih ve sadece tekniğin (ekonominin dememiş olmak için) şartları, işbu beş bin yıl öncesi tekerleksiz taşıma tekniğinin devamına hizmet etmiş. Son derce hareketli bir arazide orojinek (dağ oluşmasına değgin) sebepler, yumuşak, çamurlu ve sulu zeminler; politik (iyi oturmamış Devlet’in yokluğu ya da yetersizliği) nedenleriyle yol şebekesinin gerçek anlamında bulunmaması ve nihayet malî koşullar, yani tekerleğin gerektirdiği uzman işçiliğini tediye edebilme kabiliyetinden yoksunluk ve devam edegelen alışkanlıklar, yaz kızağının pahel (Hakkâri) – keşan’ın (Resim 28, 29, 30) bekasına âmil olmuşlardır. Gerçekten, uygun şekli haiz ağaç dallarını kesip bunları basitçe birleştirmek suretiyle hiçbir rantabilite hesabını gerektirmeyen ve esasında sınırlı olan ihtiyacı karşılayan bir taşıma aracı meydana getirmek, o bölgeler sakinlerinin olanaklarını aşacak kağnı yaptırılması keyfiyetini tamamen ortadan kaldırmış.
Keşan, sadece Doğu illerimize münhasır kalmayıp, onu Cide – Kastamonu arasında da “servis” yaparken görüyoruz[3]. Yukarda saydığımız sebeplerin biri veya birkaçı bir arada bundan sorumlu tutulur.
Doğu illerimizde, kar mevsiminde, öbüründen biraz değişik ve gula (Hakkâri) tesmiye edilen bir kızak tipi kullanılır. Ağır karın düşmesiyle birlikte günlük sahneye giren kızak (kayık, kaykı, kırdovuç, sevük, tahuk, zanka) (Resim 31), yazlık kardeşi gibi bir okun iki yanından çekilmektedir. Resimdeki kızağın boyutları dikkate alındığında kar ve buz üstünde kayan bu araca iki beygirin gerçekten fazla olduğu aşikâr olur. Pahel’i yürütebilmek için toplam ağırlığını pahel’in kendi ağırlığı + yükün ağırlığı 1/50’si arasında değişir. Artık sürtünme delki (friction) yuvarlanma delkine inkılâp etmiştir.
Ve nihayet, sürükleme tekniğini daha da geriye götürerek Resim 34’den, ayrıca pahel’i de çekip götürmektense doğrudan doğruya, mezkûr araçla aynı cinsten olan yükün kendisini sürüklemenin dahi usuller arasında yer aldığı anlaşılır. Bu resimde okun yerini, bir ucundan boyunduruğa bağlanıp üçgen şeklinde tespit edilmiş iki dal almış. Resim 33’de, Devlet yolundan yine ayrılıp köyün dağ yolunu tutmuş bir yaz kızacağı görülür. O da, kendisinden önce bu aynı yoldan geçenlerin izini aynen takip etmektedir. Bu gibi “köy yolları”nda, yolun ortası, ister istemez tümsek teşkil edeceğinden araç esas itibarıyla, ana kızaklara kakılı kısa dikmelerin üzerine atılmış traversler vasıtasıyla yükü taşır. Böylece yük yolun orta tümseğine değmez. Aynı zamanda aracı boyunduruğa bağlayan ok da bu suretle yukarı kalkmış olacağından hayvanlar aracı yatay olarak çekmek imkânını bulmakta, onu ayrıca taşımak (kaldırmak) külfetinden kurtulmaktadır. Mançurya’da Amur nehri havzası, Finlandiya ve Kırgızlarda ve de Kuzey Amerika ovalarının Kızılderililerinde beygire, bir arabanın sedye tipi bağlantısı gibi iki sırık veya ağaç dalı raptedilir; bunları birbirlerine bir enlemesine çubukla basitçe bağlanmış olup öbür uçları, tekerlekli bir araca tespit edilecek yerde, zeminde sürülür[4]. Gaziantep yöresinde bu araca şahra adı verilmiş.
Resim 34’te yük, bir uçtan boyunduruğa asılı, öbür uçtan veya gövdenin büyük kısmıyla yerde sürüklenmektedir. Ankara’nın Keskin ilçesi Çelebi Köyü’nde ağır taşlar bu şekilde hayvanlara çektiriliyor; adı geçen köyde bu araca köten adı verilmiş (Resim 35)[5].
“Ol mahalledek götürülen toplar ve cebehâne ve gülleleri, Tise suyu ondan öte aksi tarafa aktığı için, Eğri’ya (Macaristan) götürülmek üzere gemilerden çıkarılıp ve Sunluk etrafında olan mahallerden gâvlar (öküzler) tedarik olunup ve ahşaptan kızaklar yapılıp, toprağa temas eden kısımları yağlarla yağlanıp toplar ve ol makule âlât ol kızaklara yüklenip esvâr-ı bârdar (yük çeken öküzler) koşulup cerr-i askaal (ağır yük çekme-cerraskal) sanatı ile Eğri semtine doğru çıktılar” diye Naima, 1596 vakaiini anlatır[6].
[1] Archeologia, Jan – Feb. 1966, No. 8, s. 58.
[2] Pierre Rousseau. – op. cit., s. 33.
[3] Cumhuriyet (Gaz.) 25.12.1964.
[4] Montandon. – op. cit., s. 559-560.
[5] Hâmit Zübeyr Koşay. – Maddî halk kültürü araştırmaları, in TED IX., 1966, s. 40-42.
[6] Naima tarihi, C. I, (sad. Zuhuri Danışman), İst. 1967, s. 147 – 148.???